KALLAVİ KELİMELER KAYBETMEK

Bizdeki en komik kaybetme hikâyelerinden birisidir Cemal Süreyya'nın adından bir y'yi atarak Cemal Süreya oluşu. İddia o ki Sezai Karakoç ile sınıf arkadaşı olan Cemal Süreya, Muazzez Akkaya isimli sınıf arkadaşlarını aynı anda sevmektedir. Aralarındaki rekabet Muazzez'den karşılık buluncaya kadar devam edecektir. Muazzez'in gönlü Sezai Karakoç'tan yana kayınca Sezai Karakoç, Karkoç olmaktan kurtulur ama Cemal Süreyya artık sonsuza kadar Cemal Süreya olarak kalacaktır. Bu kaybediş bir kazanışın da başlangıcı olacaktır. Muazzez Akkaya iki şairin aralarındaki iddiayı öğrenir öğrenmez Sezai Karakoç'u terk eder ve biz bu terk edişin meyvesi Mona Rosa'yı okuruz Sezai Karakoç'un dizelerinden. “Artık inan bana muhacir kızı/ dinle ve kabul et itirafımı/ bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı/ Alev sardı her tarafımı/ Artık inan bana muhacir kızı.” Bir kadın ve iki kaybeden şair. Muazzez Akkaya sözde kaybettiren de çok şey kazandıran bir kadın olmuş edebiyatımızda. “Allah gariban kulunu sevindirmek istediğinde önce eşeğini kaybettirir, sonra da buldururmuş.” Sözü boşuna söylenmemiştir. Kaybettiklerimiz kazandıklarımızdır belki ne dersiniz? Kendimizi daha fazla kaybetmeden Can Yücel'in en klasikleşen şiirlerinden birinin sonuyla bitirelim yazımızı. 
“Ben aldanmadım. 
Aldanan her zaman kendileri oldular ama bunu anlayamadılar.
Bir insan kaybının ne olduğu bilemedikleri için…
Kaybetmek onlar için bir alışkanlık haline geldiği için…
Oysa ben hiç insan kaybetmedim.
Sadece zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar.”

KALLAVİ KİTAPLAR
HAKKÂRİ'DE BİR MAVSİM – FERİT EDGÜ
İnsanları birbirine akrabalarından bile daha çok bağlayan bağlar vardır. O bağlardan biri de beni çok sevgili öğretmen dostum Suat'a bağladı. Birlikte Hasan Ali Toptaş'ı tanıdığımız, Oğuz Atay serisini bitirdiğimiz, İhsan Oktay Anar'la felsefik yolculuklara çıktığımız Suat öğretmen sayesinde okuduğum kitaplardan biriydi Hakkâri'de Bir Mevsim. Okuduğumuz yıl onlarca arkadaşımızın doğum günü hediyesi olan bir kitap olarak kalmadı hayatımızda tabii ki. Suat'ın en uçuk hayali üniversiteyi bitirdikten sonra öğretmen Hakkâri'ye atanmaktı. Atanmayı bekleyen birçok öğretmenin hayali öğretmen olarak atanmaktır ama biraz korkuyla karışık Doğu'ya atanmaktan da korkarlar. Suat hiç korkmadı ama Hakkari'ye de hiç atanamadı. Hayat onu Anadolu'nun başka kentlerine sürükledi. Ben de Doğu'ya atanmaktan tedirgin olmuş bir öğretmenim. Büyükşehirde büyümüş, kırsalı çok iyi tanıyamamış bir birey olarak Ağrı'nın Eleşkirt ilçesine atanmış bir öğretmen olarak ilk yolculuğu yaptığım günü ömrüm boyunca unutmayacağım. Erzurum tarafından Ağrı'ya otobüsle gelirken dağların arasından bazen dar bazen geniş vadilerden geçerken Doğu'yu ilk kez görüyordum. Medyanın etkisiyle midir nedir bilmiyorum ama bir korku vardı o anlarda içimde. Ekranlarda gördüğüm görüntülerle an itibariyle gördüğüm görüntüler arasında bağlar kurmaya çalışıyordum. Belki de hayattaki en korkulu, en yalnız yolculuğumu yapıyordum. Ah önyargı. Senden çok utanıyorum. Ağrı'ya alışmam yarım gün sürdü. Ayrılmam ise üç yıl. Bunu büyük bir mutlulukla söyleyeceğim şimdi. Ağrı'dan kopmam ise imkânsız. Bir birey olarak bütün önyargılarımı yıkmamı sağlayan şehirdir Ağrı. Çok sevdiğim insanlarıyla ömür boyu anlatacağım bir şehir. Başka bir yazımda Ağrı'ya olan sevgimi uzun uzun yazacağım. Konuyu fazla dağıtmamak adına konuyu Hakkâri'de Bir Mevsim'e getireyim. Hakkâri'de bir kış mevsiminde öğretmenlik yapan bir öğretmenin romanı var karşımızda. Çok çetin koşullarda çalışan öğretmenimizin başından geçenleri beceriyle romanlaştırıyor Ferit Edgü. İsimsiz öğretmenimiz o coğrafyada çalışan bütün öğretmenleri temsil ediyor sanki. Daha ilk günlerinde birbirlerinin dilini bilmeyen köylülerle öğretmen baş başa kalıyor. Çocuk ölümüyle karşılaşıyor. Okul var, tahtası yok misali bir yaşama emanet ediyor kendini öğretmenimiz.  Her sorunu kendisi çözüyor. Kendi başına zorlukları tek başına çözdükçe yükü artıyor. Öğretmenler tek bir şey ister. O da çaresizliği yenmek. oğrafyanın kader olmadığını bilin. Hepimiz aynı topraktan geldik, aynı toprağa döneceğiz. Doğu'yla Batı aynı vücudun parçalarıymış ben yaşayınca öğrendim. Yolunuz bir gün mutlaka Doğu'ya düşsün. Gözünüzün içinde parlayan gözler gördüğünüzde Hakkâri'de bir mevsim geçirmek isteyebilirsiniz. “Bir düş bu, mutluluktan korkuya, coşkudan boğuntuya dönüşen, dönüşmekte olan bir düş.” Sizi Hakkâri'ye götürecek bir tekneye binmeye hazır olun. Okuduktan sonra inmek istemeyeceğiniz bir teknede bulabilirsiniz kendinizi.Kitaptan bir alıntı: Son gecemiz.
Gidişimiz hüzünlü olmasın diye türküler söylüyoruz, ateşler yakıyoruz, koyunlar kesiyoruz, bir şenlik yaratıyoruz.
Çünkü hepimiziz.”

YORUM EKLE