KENDİNİ DEĞİL KENTİNİ DÜŞÜNEN BİR SİYASET

KENDİNİ DEĞİL KENTİNİ DÜŞÜNEN BİR SİYASET

Önümüzde yeni bir yerel seçim var. Beş yıllığına söz sahibi olacak belediye başkanları, encümen meclisi ve muhtarları seçeceğiz. O yüzden adayların kendilerini tanıttıkları yoğun bir süreci yaşıyoruz. Kanaatimce adayları siyasi yaklaşımları üzerinden iki gruba ayırmak mümkündür. Biri adil, ilkeli ve idealist kişilerin toplum için yaptığı, diğeri ise makam, imtiyaz ve itibar heveslilerinin kendileri için yaptığı siyasettir. Birini harekete geçiren derdidir, diğerinin hedefi rantıdır. O yüzden her seçimde bir bakıma kentini düşünenler ile kendini düşünenler yarışır.

Halka daha çok faydalı olma düşüncesi taşıdığı müddetçe bir siyasetçinin alanında yükselmek istemesi pek tabiidir. Ama maalesef bu konuda birçok olumsuz örneğe şahit olduk. Örneğin; yerel hizmetleri yapması için seçilen başkanlar, belediye çalışmalarını ihmal edip milletvekilliği makamına oynuyorsa. Meclis üyeleri, görevlerinden ziyade gözlerini belediye başkanı koltuğuna dikiyorsa. Muhtarlar, mührü alır almaz bir sonraki dönem için encümenlik hedefine kilitleniyorsa… Demek ki ilgili kişiler mesul oldukları kentin geleceğini düşünüp planlamaktan ziyade, rüyabet kendi gelecek planlarıyla meşguldürler.

İstisnaları olsa da ne yazık ki en iddialı söylemlerle yola çıkan hemen her siyasi oluşumda bu duruma rastlamak mümkün. Zira seçilmiş kişi sorumlu olduğu vazifeyi unutup, siyaseten daha üst makamlara sıçrama planı yapıyorsa bulunduğu makamı araçsallaştırmış olur. Artık amaç, hizmet üretmek değil daha fazla imtiyaza sahip olmaya dönüşür. Bu tür siyasi figürlerin esas endişesi, kentin ihmalleri değil kendi ikballeridir.

Seçmenler olarak sesleniyoruz;

Ey bu şehri kendi siyasi hesaplarının bir basamağı, halkı kariyer planlamasının bir aracı, hatta dava arkadaşlarını bile siyasi çıkarlarının birer dolgu malzemesi olarak görenler! Kentin ihtiyaç ve taleplerini karşılamak yerine, kendi hırs, istek ve çıkarları için uğraşanlar.

Başarının esas mimarı olan halkı küçümseyip mahareti kendinde görme hatasına düşenler. Hem bu halkın nasırlı elleriyle seçilen hem de işi bitince o elleri sıkma tenezzülü göstermeyenler. Ve bu süreçlerin çabuk değiştiğini unutup, siyasetin cazibesiyle hırs, kibir ve egoizme kapılanlar.

Bu fırsat bir daha elime geçmez düşüncesiyle kişisel çıkar ve menfaatlerini garanti altına almak için her yolu mubah görenler. Kendi yoldaş, akraba ve aşiretlerini kayırıp kentin, ilçenin, belde veya mahallenin fakir ve yetimlerini, engelli ve ihtiyaç sahiplerini umursamayanlar.

Lider ve önderlerine ters düşmemek, parti teşkilatlarına yaranmak veya makamlarını korumak için halkın taleplerini cesurca dile getiremeyenler. İdeolojilerinin maslahat ve menfaatini, partilerinin başarısını, ekip ve kliklerinin çıkarlarını halkın memnuniyetinden daha önemli ve öncelikli görenler.

Lider, vekil veya başkan seçilince elde ettikleri statülerin geçici cazibesine kapılıp kişiliklerini protokol yarışlarında ziyan edenler. Kalabalıklar arasında gözde olup dikkatleri üzerine çekince, kamera kadrajlarının odağında, alkış ve övgülerin muhatabı olunca güç zehirlenmesi yaşayanlar.

Nepotizmin esiri olup, toplumun faydası yerine etrafındaki azınlığın bireysel menfaatleri doğrultusunda çalışanlar. Dostane yapılan sitem ve eleştirilere kulak vermek yerine etrafındaki şakşakçıların sözüne itibar edip farklı seslere tahammül göstermeyen parti ve siyasetçiler size sesleniyoruz.

Çok yorulduk, beylik laflarınızdan ve hamaset dolu söylemlerinizden. İnanç, değer, etnik kimlik ve düşünce gibi farklılıklar üzerinden yaptığınız kutuplaştırıcı siyasetinizden. Toplumun samimiyet ve fedakârlığına kast edip umutları boşa çıkarmanızdan. Nasıl olsa bize mecburlar “ceketimizi koysak alırız” anlayışıyla halkın düşüncesine hakaret edercesine muamele yapmanızdan çok yorulduk.

Memleketi şişkin egolarınızın tatmin etme yeri, insanımızı keyfinize göre yöneteceğiniz sıradan bir kalabalık görmenizden. Sözde şehir sevginiz ile toplum saygınızdan ve sadece menfaatiniz olunca gösterdiğiniz yapmacık tavırlarınızdan. Arada bir attığınız twitler, gönderdiğiniz toplu mesajlar ve adrese teslim iadeli taahhütlü selfielerinizle çok çalışıyormuş havası vermenizden fazlasıyla yorulduk.  

O yüzden artık; neye mal olursa olsun hak ve hukuku şaşmaz terazisi, ehliyet ve liyakati tek geçer ölçüsü, hizmet ve hürmeti vazgeçilmez düsturu olarak gören bir siyasi anlayış ile kendini değil, kentini düşünen sade ve samimi siyasetçiler istiyoruz. Meramımızı Hz. Ömer (r.a) şu veciz cümlesiyle özetliyoruz; “Yanlış yaptığımızda bizi uyarmazsanız sizde hayır yoktur. Uyardığınız halde dinlemezsek bizde hayır yoktur.”

Güncelleme Tarihi: 28 Mart 2024, 04:07
YORUM EKLE
YORUMLAR
Leyla Esin
Leyla Esin - 2 ay Önce

Bir memleket parasızlıktan değil ancak ahlaksızlıktan çöker.Garibanlar şehri Ağrıya inşAllah en vicdanlı ,en ahlaklı ,en adaletli ve en becerikli yöneticiler gelir.

D.Şahin
D.Şahin - 2 ay Önce

Güzel bir konuyu ele almışsınız Hocam. Bu şehrin en acı yarası Millet için hizmet değilde kendi için hizmet anlayışı.. Bu yüzden her yıl insanımız kaybediyor, unutuluyor yalan yanlış vaadler ile umudun yerini güvensizlik Alıyor.. Bu davranışlar Toplumu etkilediği gibi insan Ahlakınıda zedeliyor.

SIRADAKİ HABER