ORADAYDIM

06.02. 2023 sabaha karşı 04:30 civarıydı. Telefonum çaldı. Arayan AFAD şube müdürüydü. O saatte gelen telefon hayra alamet değildi. Önce korktum; telefonu açmaya cevap veremedim. Kalktım elimi yüzümü yıkadım, abdest aldım. Dışarıya baktığımda yoğun kar yağışı olduğunu gördüm. İnterneti açtım, Kahramanmaraş'ta deprem olmuş diye yazıyordu. Hemen şube müdürünü geri aradım. Ekibini topla, bir hafta kalacak şekilde hazırlık yapın, hemen çıkacağız dedi. Hemen ekibi aradım, gruplara mesaj yazdım. AĞRI İHH  Dernek binasında toplandık ve arama kurtarma ekibi olarak, hızlıca hazırlanıp AFAD müdürlüğüne intikal ettik. Oradan önce Erzurum'dan uçakla bölgeye gideceğiz dediler, hava durumu elverişli değilmiş. Sonra Van’dan  helikopterle gideceğiz dediler orada da hava durumu elverişli değilmiş. En son kara yoluyla gitmeye karar verdik. Yola çıktık. Yaklaşık 17 saat yol sürdü. Çünkü yollar neredeyse kardan kapanma seviyesine gelmişti. Yoğun kar yağışı vardı ve yetişebilelim diye sadece yakıt almak için duruyorduk. Yemek yemeyle zaman kaybetmeyelim diye yiyecek olarak sadece hazır kek ve bisküvi aldık. Gaziantep Nurdağı’na vardık. Hani hayalet şehir derler ya, işte öyle bir yer düşünün ki yıldızlar bile karanlık, göz gözü görmüyor, her tarafta feryat figan sesleri, ambulans sesleri, kurtarma araçları sesleri ve sirenler. Öyle bir durumdu ki para geçmiyor. Süslü, güzel olsun, büyük olsun dediğimiz; evler, binalar yıkılmış, 7 katlı bina bir kata inmişti. Ben ömrümde o kadar ambulansı ve cenaze aracını bir arada görmedim. Biz Van depremine, Elazığ depremine, Giresun da sel felaketine de gittik. Ancak bu başkaydı, bu onlara benzemiyordu. Kimse kimseyi duymuyor, kimse kimseyi görmüyor ve herkes acılı herkes yaralı. Öyle bir acıydı ki tüm Türkiye acıyı hissetti ve tüm Türkiye tabir yerindeyse sallandı. Çünkü her enkaz da ya annesi altında olan ya  babası ya eşi ya çocukları ya akrabaları, amcası, dayısı, teyzesi, bir kişi veya daha fazlası enkaz altında kalmıştı. Yani tabir yerindeyse mahşeri andırıyordu. Hemen koordinasyon merkezine vardık ve adres verdiler gittik. Bir baba enkaz başında bekliyor, hava soğuk, 6 kişi var enkaz altında dedi. Evlatlarım ve komşularım var dedi. Biz vardığımızda geceydi çalışmalara başladık. Üst tabliye betonu tek parça almamız mümkün değil, kırmaya başladık. Hava da öyle bir toz vardı ki nefes almakta zorlanıyorduk. Deprem yeni olmuş, yolların çoğu kapalı, depremden zarar görmüş. İlk gece ve ikinci günün sonuna kadar su ve yiyecek bulamadık. İçecek bir damla su ve yiyecek yoktu. Artık sabaha karşıydı, hava aşırı soğudu, biraz mola verdik. Başka ekip geldi devam etti. Arabaya geçtik, oturarak ne kadar uyuyabilirsek; oturdum arabaya, gözlerimi kapattım, yorulmuştum ve çok susamıştım. Gözlerimi yarım saat kapatabildim. Yine bir ihbar geldi, enkazdan sesler geliyor diye. Hemen kalkıp toparlandık ve verilen koordinata gittik. Seslendik tepki yok, ses alamadık. Üç katlı bir bina, iki katı yıkılmış, üçüncü kat yıkıldı yıkılacak duruyor öylece. Bir baba ve küçük oğlu içerdeymiş. Önce alttan delip girmeye çalıştık. Aile fertleri ikinci katın koridorunda olabilir diyordu. Kırmaya başladık, ikinci katın kapısına geldik, kapı enkaz altında ezilmiş, dağılmıştı, kapı arkasında olabilir diyordu ailesi. Kırdık betonları, kapıyı zorda olsa kırıp çıkardık, kapının arkası moloz dolmuş tabi ancak tünel açıp girebilmiştik içeri. Aile fertlerinden biri şöyle dedi: "Belki siz bir şeyler yediniz, karnınız tok, bizim karnımız acıyla doydu, acıyla dolu, ne olur ölmüş iseler de cenazemizi çıkarın." ki o beni çok etkiledi. Acıyla doymak, ya rabbi bu nasıl bir acı? Tarifi mümkün değil. Sonra, enkaz altındaki kişinin abisiydi herhalde, geldi baktı açtığımız tünele ve bize geri çıkın dedi, sizde cansınız size de yazık dedi ve çıkardı bizi içerden. Sonra iş makinası geldi. Üst katı yıktı ve biz üstten girmeye başladık. Tabliyayı kırıp koridordan baba, küçük oğlunun üzerine kapanmış halde cesetlerini alıp ailesine teslim ettik. Artık ikinci günün sonunda gücüm kalmadı. Çünkü her ne kadar eğitim alırsanız alın gerçeği gibi olmaz tabi. Hem bedenen hem ruhen çok yoruldum. Telefonlar çekmiyor, haberleşme yok, bir tek koordinasyon merkezi önünde çekiyor telefonlar, biz de oraya çok uzakta çalışıyorduk. Artık Susuzluk çok bastırmaya başladı. Çünkü havadaki tozdan nefes almak bile zorken, enkazda çalışıyorsun sürekli tozun içinde ve haliyle terliyorduk. Hava her ne kadar soğuk olsa da terliyorduk. Çünkü kullandığımız kırıcılar, kesme malzemeleri, hem ağır hem de sürekli hareket halinde oluyor insan. Koordinasyon merkezine gitme kararı aldık, yani bir damla su buluruz umuduyla. Vardık koordine merkezine telefonuma mesajlar gelmeye başladı. Sağolsun, arayanlar, yazanlar, merak edenler, sonra baktım annem aramış, hemen annemi aradım sesimi duysun, korkmasın diye. Aradım, sesimi duydu, dua etti kapattık. Sonra başkanlar gurubumuza bir video düştü. Bülent abinin, İHH vakıf başkanı Bülent Yıldırımın; "Arama kurtarmacı kardeşlerim yorulsanız da çalışın çok insan kurtaracaksınız", ben bunu duyunca sanki sırtımdan dağlar kalktı, hafifledim, yorgunluğum, uykusuzluğum gitti. Koordinasyon merkezinde su içip hemen yeni enkaza intikal ettik. Üçüncü günü su ve yiyecek gelmeye başladı. Artık geceleri bir bazen de iki saat uyuyabiliyorduk. Sonra bir enkaz koordinatı verildi, enkazda 7 kişi var deniliyordu, misafir varmış evde. Önce bir yaşlı teyzenin cesedine ulaştık. Sonra üçüncü, dördüncü kişiyi çıkardık, sonra bir babayı çıkardık ve enkaz başında 11 yada 12 yaşlarında bir kız çocuğu çığlığı “babaaa” diye çığlık atıp ağlıyordu. Çünkü babası artık yoktu ve olmayacaktı bundan sonra. Babasızlığın ne olduğunu iyi bilirim. Hiç görmedim babamı, ben küçükken trafik kazasında kaybetmiştik. Babasızlık zordur ve o küçük kız “babaaa” diye ağladıkça benim içim parçalanıyordu, ben de bağıra çağıra ağlamak istiyordum. Ağlayamadım, ağlayamazdım. Çünkü ekip benimle ayakta duruyordu ve ekibin daha verimli çalışabilmesi için onları motive etmeliydim. Onlara moral vermeliydim. Bir hafta boyunca ayağım bottan çıkmadı. Artık altıncı günde öyle bir şiştiki, ayakta duramaz, ayaklarıma basamaz oldum, çok ağrıyordu. Arkadaşlar dinlenmem için ısrar ettiler. Ben kabul etmedim. Hem arkadaşlarımı Yalnız bırakamazdım hem de bize ihtiyaç duyan o kadar insanı, hem enkaz başında olanlar hem enkaz altında olan (canlı ve ya cansız), o kadar insan varken ben dinlenemezdim. Yedinci gün olmuştu, artık ekipler de enkazlar da arama kurtarma bittikçe, çoğalmaya başladı. Ve Ağrı AFAD Şube Müdürü, artık enkaz kaldırma işlemi başlayacak, siz ağrıya dönebilirsiniz dedi. Ve operasyonu böylece bitirmiş olduk. Ayaklarım şişmemiş olsaydı oradan Hatay’a ya da Kahramanmaraş'a geçecektik. Lakin Faydalı olayım derken, ekip arkadaşlarıma ya da enkazda çalışan diğer ekiplere zarar vermeyelim diye Ağrı’ya doğru yola çıktık.

Rabbim bir daha böyle bir acı, böyle bir afet vermesin. Allah’tan vefat edenlere rahmet, yaralılara acil şifalar ve ailelerine sabırlar diliyorum.

YORUM EKLE