Kıymetli okurlarımız son dönemde ilimizde yaşanan bazı olaylar üzerine özellikle bir öğretmenin ası sonucu vefatı üzerine sizlere Stefan Zweig’in Fransız Devrimi Sırasında Bir Politikacı Fuoche adlı eserini okumanızı tavsiye ederim. Bu kişiliğin vefat eden öğretmen ile ilgisi olmadığını peşinen söyleyelim. Vefat eden meslektaşımıza Allahtan rahmet diliyoruz.
Yazı sosyal medyanın mahkeme yerine geçtiği, fake isimlere gündem oluşturan trollerin savcı/hakim oldukları ortam ile ilgilidir.
"Fouché, aklını ve iradesini kontrol edebilen, Makyavelist, gözükara, her türlü etik ilkeden yoksun, değişen ideolojilere aynı hızla uyum gösteren, iktidar zevkini maskeleyebilen bir politikacı tipidir. Zweig, Fouché'nin şahsında sadece bir politikacıyı değil, çıkar ve amaçlarını her şeyin üstünde tutan, bu uğurda önündeki her şeyi ve herkesi ezip geçen, kendini, sadece kendini düşünen insanı anlatmaktadır aslında." Gülperi Sert
Stefan Zweig, bu biyografik eserinde, Fransız Devrimi'nin en kanlı günlerinde "Lyon Kasabı" adıyla tarihe geçen Fouché'nin öyküsünü anlatıyor. Fouché, devrimden terör dönemine ve monarşiye, tek başına siyasetin yönünü belirleyen her devrin adamı. Balzac'ın deyişiyle, "psikolojik açıdan çağının en ilginç karakteri." Zweig'ın, örneklerine günümüzde de sık sık rastladığımız bir tipi tanıtmaktadır.
Zweig, bu romanında kimin sofrasına otursa onun düdüğünü çalan, çıkarı iççin çok kolay 180 derece dönüş yapabilen ve bunu da dahilik olarak kabul eden bir karakter-siz-den bahseder.
Bu tür şahsiyetsizlere tarihin her devrinde rastlamak mümkündür. Ve bunlar kendilerini geçici çıkarları uğruna yaptıkları ihanetlerle dahi gibi görseler de tarih bunları ibret olarak kaydetmiştir.
Fouche öylesine şahşiyetsiz, iftiracı ve bulaşık biridir ki devrinde kimse onunla ters düşmeyi göze alamamıştır. Bu durum bir Türk Atasözünü hatıra getirmektedir. “Namuslu namusundan korkar namussuz benden korkar zanneder”. İşte bu şahsiyet-siz-lerin ortamda at koşturmalarının sebebi tam da budur. Kimin arabasına binse onun türküsünü söyleyen bu tiplerin hiçbir ilkesinin olmadığını herkes biliyor ama hiç kimse bu tipler kadar pervasız, ilkesiz ve şahsiyetsiz olmadığı için onlara bulaşmaktan ise uzak durmaya çalışmakta ve kaale almamaktadır. Bu durumu kendi hanesine artı olarak yazan Fouche gibi şahsiyet-siz-lerin ise vicdanlarına nasıl hesap verdikleri ise psikologların ciddi olarak incelemesi gereken bir vakıadır. Çünkü vicdan asla affetmez.
Fouche Cumhuriyetçilerle Cumhuriyetçi, İmparatorlukçularla imparatorlukçu olmayı gayet kolay başarabilen hatta gittiği yeni grubun en ateşli savunucusu olup o davayı güden, emek vermiş, belli bir seviyeye getirmiş insanları bile eylemlerinin yetersiz olduğu konusunda şüpheye düşürecek kadar ateşli şekilde savunmuştur. Tabii ki bu şahsiyet-siz-lerin temel amacı herhangi bir dava değildir. Onların amacı en az zararla en fazla faydayı elde etmektir.
Bu faydayı elde ederken yaptıkları şahsiyetsizliklerin hangi masuma ne kadar zarar verdiği umurlarında değildir. Hatta insanların, bir memleketin zarar görmesinden sadist bir şekilde zevk bile alırlar.
Düşünsenize Napoleon Bonaparte bile bu kişiden kurtulmak için onu İşgal altındaki Prusya’ya yönetici olarak göndermeye çalışmıştır. Bu şahsiyetsizlerin bir özelliği de gittikçe çirkinleşebilmeleridir.
Napoleon Bonaparte döneminin en ateşli savunucusu olan Joseph Fouche Cumhuriyete geçişte en ateşli Cumhuriyetçi olmayı kolayca başarabilmiştir.
Maalesef yaşadığımız modern çağda bu kişilikler daha da artmıştır. Cenaze üzerinden rant sağlamaya çalışanı mı dersin, rakibe bir kroşe çakayım da ilke falan hak getire diyeni mi ne arasan var. Masum insanların hatta koca bir memleketin zarar görmesi onların umurunda değildir. Onlar için temel kaygı fayda elde etmektir. Fakat gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. Gerçekler ortaya çıktığında da yüzlerinin kızarmayacağını da biliyoruz.
Zweigin Fouchesi ile makyavelin Prensinde anlattığı şahsiyeti karşılaştırdığımızda –ki her ikisi de insanlığın yüz karasıdır- Prensin daha ilkeli olduğu söylenebilir. Çünkü o en azından ne olduğunu, ne istediğini belli etmiştir. Ama Fouche tam anlamı ile münafıktır. Şeytanı ile baş başa kaldığında ben sadece onlarla eğleniyordum diyen tiplerdir.